M. Reşat Güner -BÜTÜNLEŞME SÜRECİ

Bütünleşme Süreci

Roger Woolger ve Hans TenDam’ın Atölye Çalışması

 

Avrupa Regresyon Terapisi Birliği (EARTh) Yaz Okulu Özetleri – 2

2007 yılının Ağustos ayında İstanbul’da düzenlenen EARTh yaz okulunda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen regresyon terapistleri biraraya geldiler. Bu yazımızda kursun ilk üç gününü kapsayan ve iki ünlü terapist tarafından sunulan atölye çalışmasıyla ilgili izlenimlerimizin özetini paylaşmak istiyoruz.

18 Ağustos sabahı ilk seminer Roger Woolger’ın açılışıyla başladı. Bütünleşme (integration) konusunu ele alan Woolger ilk olarak her birimizin kendi içimizde pek çok karakteri barındırdığımızı ve hepimizin içimizde birçok ses, birçok kişilik taşıdığımızı ifade etti. Bu çoklu durumu “ruhun maskeleri” olarak yorumlayan Woolger, bu tür bir bölünme ya da ayrışma deneyimini romancı ya da şairlerin daha çok yaşadıklarını ve eserlerinde de yansıttıklarını çeşitli örneklerle açıkladı.

Daha sonra çeşitli yaşamlarda yaşanan travmaların psişe içerisinde nasıl parçalanmalara yol açtığı konusuna değinen Woolger regresyon terapisi sırasında geçmiş yaşamlardaki tamamlanmamış işlerin iki yaşam arasında tamamlanmasının öneminden bahsetti ve geçmiş yaşamlardaki parçalanmış kişilikleri biraraya getirmenin enerjinin toplanmasını sağladığını, bunun da bütünleşme süreci içerisinde önemli bir rolü olduğunu vurguladı.

Aynı gün ikinci seminerde Hans Ten Dam geçmiş yaşam regresyonları sırasında yaşanan katarsislerin bütünleşmeye yardımcı olduğunu ve bu bütünleşme sürecinin de kişiyi dönüşüme götürdüğünü belirterek söze başladı. Daha sonra dünyaya doğuşun aslında bir tür travma olabileceği ve sonrasında yaşamımız boyunca çeşitli yaşlarda oluşan çeşitli alt kişiliklerin birbirleriyle uyumlandırılmasının ne kadar önemli olduğu konusuna değindi. Ve ardından belli bir yaşta yaşanan herhangi bir travmatik olayın geçmiş yaşamlardan herhangi birisinde yaşanmış olan benzer bir travmatik olayın izlerini nasıl tetiklediğini ve özellikle geçmiş yaşamlarda düzgün biçimde ölememiş kişiliklerin bu yaşamı nasıl etkilediği konusuna değindi.

Ten Dam’ın kendi ifadeleriyle özetlersek; “Bütünleşme (integration) kayıpların yeniden kazanılması, unutulanların hatırlanması, bastırılmış anıların ortaya çıkarılmasıdır. Bütünleşmenin temel dinamiği şamanların kayıp ruhun yeniden kazanılması dedikleri şeydir. Transformasyon kişilik içerisindeki köklü bir değişimdir, daha fazla farkındalık, daha fazla enerji. Mat olan şeffaf hale gelir, şeffaf olan parlamaya başlar, parlayan ışımaya başlar. Damlalar akıntıya, akıntılar nehre, nehirler de denize kavuşur. Transformasyon deneyimleri doruk deneyimlerdir, mistik deneyimlerdir. Bütünleşme bir seansın ya da pek çok seansların sonucunda gerçekleşir.”

Bir sonraki seminerde Hans Ten Dam kendi içimizde her zaman yaşamaya devam eden çocuk ve yetişkin tarafların birbirleriyle bütünleştirilmesinin önemine değindi ve bu konuyla ilgili toplu bir uygulama seansı yaptı. Bu bölümde Ten Dam bütünleşmenin türleri ile ilgili olarak şunları ifade etti: Kayıp enerjilerin bütünleştirilmesi, içsel çocuğun bütünleştirilmesi, ölümü tamamlanmamış geçmiş yaşamların bütünleştirilmesi. Bütünleşmesi gereken kutuplar ile ilgili olarak sıraladığı başlıklar ise şöyleydi: çocuk ve yetişkin, eril ve dişil, insani ve hayvani, fiziksel ve ruhsal, aydınlık ve karanlık (gölge), dünyasal ve dünya dışı yaşamlar, insani ve ilahi taraflar.

19 Ağustos sabahı ilk seminer Hans Ten Dam’a aitti. Bu bölümde Ten Dam kendi terapi deneyimleri içerisinde karşılaştığı başka gezegenlerdeki geçmiş yaşamları deneyimleyen hastalar ile ilgili örnekler sundu, bu tür vakalara nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda çeşitli teknik bilgiler verdi ve katılımcılardan biriyle bu konuyu ilgilendiren bir seans gerçekleştirdi.

Aynı gün öğleden sonraki seminerde Roger Woolger ünlü psikiyatrist Carl Gustav Jung’un “gölge” kavramını geçmiş yaşamları da kapsayacak şekilde ele aldı. Hepimizin kendi içimizde bastırdığımız, görmezden geldiğimiz ve kendimizle asla özdeşleştiremediğimiz taraflarımızın bulunduğunu vurgulayan Woolger bu noktada “gölge” kavramını daha kapsamlı hale getirerek aynı durumun geçmiş yaşamlarımız için de geçerli olduğuna işaret etti. Geçmiş yaşamlarımızda her birimizin “gölge” olarak nitelendirilebilecek utanç verici yaşamlarımızın bulunabileceğini ve bunları aydınlatıp ortaya çıkarmanın bütünleşme sürecinde çok önemli bir yeri bulunduğunu vurgulayan Woolger tüm bu yaşamlara ait arketiplerin her an içimizde yaşamakta olduğunu gösterdi. Hepimizin kendi gölgemizle yüzleşmemiz gerektiğini ifade eden Woolger kendimizde olmasından en çok kaçındığımız kişilik özelliklerinin aslında her zaman içimizde bulunabileceğini ve bunları başkalarına yansıtabileceğimizi anlattı ve şunları ekledi: “Moral ve spiritüel açıdan gelişebilmek ve bütünleşmek için kendi içimizde hem kahraman hem cani, hem baştan çıkarıcı hem aziz, hem yapıcı hem yıkıcı, hem tiran hem de esir taraflarımızın olduğunu görmeli ve bunların hepsinin kendi ruhumuzun repertuarının bir parçası olduğunu bilmeliyiz. Jung’un dediği gibi, ‘Işıktan varlıklar olduğumuzu imgeleyerek değil ancak içimizdeki karanlığı bilinçli hale getirerek aydınlanabiliriz.’

Kötü bir rol oynadığımız ‘gölge’ olarak nitelendirilebilecek türden bir geçmiş yaşama rastladığımızda genellikle onu görmezden gelmek ya da reddetmek isteriz. Halbuki bunları reddetmeyip kabul edersek kendi içimizdeki zıt benlikler arasında bir tür yaratıcı gerilim oluşturabiliriz. Çünkü zıtlıklar olmadan ilerleme kaydedilmez.”

20 Ağustos sabahki seminer yine Roger Woolger’a aitti. Bu bölümde Woolger regresyon terapisinde travmaların bedende yarattığı çeşitli izlerden nasıl yararlanılabileceği konusuna değindi. Bazı travmaların bedenin belli bölümlerinin hissizleşmesine yol açabileceğine işaret eden Woolger regresyon terapisi esnasında ortaya çıkan bazı dirençlerden nasıl yararlanılabileceği konusunu da işledi.

Woolger daha sonra travmaların enerjetik beden üzerinde nasıl etki yaptığını ve bedendeki hayat enerjisi akışında ne gibi tıkanıklıklara yol açtığı üzerinde durdu. Geçmiş yaşamlara ait travmalarda oluşan blokların temizlenmesinin kişinin enerji akışını yeniden düzenlediğini ve böylece hem enerjetik, hem duygusal hem de fiziksel düzeyde sağlıklı bir halin ortaya çıkmasına büyük bir katkı yaptığını ifade eden Woolger sözlerini şöyle tamamladı: “Geçmiş yaşamlarımızdan getirdiğimiz tüm karakterler ruhun maskelerinden başka bir şey değildir ve drama sona erdiğinde hepsi birden çıkarılıp atılır.”

Dr. Roger J. Woolger, Oxford Üniversitesinde psikoloji okumuş ve Karşılaştırmalı Dinler konusunda doktora yapmıştır. Entegral Regresyon Terapisi adıyla da bilinen Derin Bellek Süreci (DMP) yöntemi üstüne 1993’ten beri İngiltere, Brezilya ve ABD’de eğitimler vermektedir. Avrupa Regresyon Terapisi Birliğinin onur üyesidir.

Hans TenDam, geçmiş yaşam terapisinin “Hollanda Ekolü”nü kurmuştur. 25 yıllık terapistlik ve öğretmenlik deneyimini, Hollanda’da sürdürdüğü 3 yıllık eğitim programıyla gelecek kuşaklara aktarmaktadır. Avrupa Regresyon Terapisi Birliğinin başkanlığını yapmaktadır.

 

Daha ayrıntılı bilgi için:

Hans tenDam web sitesi: www.tasso.nl

Roger Woolger web sitesi: www.rogerwoolger.com

Hans TenDam – Sahte Anı Sendromu

Sahte Anı Sendromu, mesleğimizin kabul görmesini engelleyen bir umacıdır. Çok küçük yaşlardayken ana babalarından birinin cinsel tacizine uğradıklarını açık seçik ayrıntılarıyla yeniden yaşayan danışanların, meydana gelmemiş bir şeyi hatırladıkları keşfedilmiştir. Bu durum, mahkeme davalarına ve olumsuz haberlere yol açmıştır. Ve bazen de bizlere ekstra iş çıkartmaktadır. Kızının yanlış yere suçlamaları nedeniyle tam anlamıyla sarsılmış bir kaç danışanım olmuştur. Sürece dahil olan terapist veya psikiyatr ise kızlarını artık görmek istemeyen ana babayla hastalarının temasa geçmesini engelleyerek durumu daha da kötüleştirmişti. Çocukluk döneminden kaynaklanan anılar sahte olabiliyorsa, önceki yaşamlardan kaynaklanan anılara daha bile az güvenilmelidir. Kanıtlayamayacak olmama rağmen, böyle bir akıl yürütmenin saçma olduğundan kesinlikle eminim. Durumun büyük olasılıkla neden böyle olduğunu açıklayayım.

Sahte anılar mevcuttur ama bunlar, bir sendrom özelliğine sahip değildir. Bu “sendrom” kelimesi, bundan söz eden kişiler sanki neden söz ettiklerini biliyormuş gibi, bunun kulağa profesyonel bir tanı gibi gelmesi için eklenmiştir. Neden söz ettiklerini bilmemektedirler. Bir an için varsayalım ki geçmiş yaşam terapisini kullanan tüm hipnoterapistlerin ve regresyon terapistlerinin %20’si görünüşe göre önceki yaşamlardan gelen deneyşmleri en azından teröpatik açıdan geçerli kabul ediyor olsunlar. Sahte anı vakalarına karışan terapistlerin geçmiş yaşam terapisti olma yüzdesi nedir? Bu yüzdenin, %20ye değil de %2’ye yakın olması beni hiç şaşırtmazdı.

1950 yılında Ron Hubbard, Dianetics adlı kitabını yayınladı. Bu kitapta, uyguladığı regresyon tipiyle edindiği deneyimleri anlatmaktaydı. “Keşifler”inden biri, ABD’deli başarılı ve başarısız olan düşük yapma girişimlerinin inanılmaz miktarıydı. Deneklerinin çok büyük bir çoğunluğunda, başarısız olan düşük yapma girişimleri nedeniyle rahimde edinilmiş korkunç deneyimlerin korkunç kanıtlarını bulmuştu: iğneler batırılan, yakıcı zehirlerden etkilenen, sopalarla ve hatta karına atılan tekmelerle dövülen, merdivenlerden düşerek zedelenen vb.

İlginçtir; sonraki kitaplarında Hubbard bir daha asla bu konuya değinmez. Neden? Çünkü geçmiş yaşamları keşfetmiştir.

Hubbard’ın regresyon tarzı ilkel, zaman alıcı ama etkiliydi: artık hiçbir galvanik deri tepkisi kalmayana dek insanlara o travmatik olayı tekrarlatmak da tekrarlatmak. Şu anki yaşamdan yaşam içinde geriye, ta doğum deneyimine dek gidiyordu. Fikir, tüm engramlar silindiyse, kişinin de berrak olacağıydı. Ve berraklaşmayla kastedilen şey her ne idiyse bunun korkudan, öfkeden, utançtan veya diğer sınırlayıcı duygulardan arınmak anlamnına geldiği açıktı. Elbette ki bulduğu şey, şu andan başlayıp doğuma dek geri giden zaman izlerinin tamamı temizlenmiş olmasına rağmen çoğu insanın anlaşılan o ki berraklaşmamış olduğuydu. Doğrum öncesi dönemde güçlü yükler, dövülme veya kesilmeye, düşmeye veya havasızlıktan boğulmaya dair güçlü deneyimler bulduğunda, ne olmuştu tahmin edin. Hubbard bu deneyimleri, olası gözüken tek zaman dönemine yerleştirdi: rahimde geçirilen zamana. Elbette ki daha sonra, önceki yaşamları keşfedecekti. Ama travmaya yol açan ölüm deneyimlerini bulduğunda bunları, doğum öncesi döneme yüklemişti.

Tahminim o ki son yıllarda yine aynı şey olmaktadır. Korkular veya cinsel sorunlar üstünde çalışan terapistler güçlü yükler, güçlü sorunlar keşfedip de regresyona kalkıştıklarında, cinsel taciz veya şiddet kullanarak taciz olaylarıyla karşılaşabilmekteler. Şimdi, terapistin deneyimi varsa ve ne yaptığını biliyorsa ama aynı zamanda, geçmiş yaşamların var olmadığını biliyorsa diyelim ki cinsel tacizin açık ve mevcut belirtilerini, çocukluğun bastırılmış bir bölgesine yansıtmak zorundadır. Böylece, sahte anılar ortaya çıkar.

Elbette ki psikozlu veya sınırdurum (borderline) veya kendileri için regresyonun genelde önerilmediği danışanlar da var olabilir. Onlar olayları uydururlar ta ki terapist, anlattıklarına inanana dek. Sanırım buna ancak çok zayıf ve tecrübesiz bir terapist inanır. Elbette ki hiçbir tefrik gücüne sahip olmayan, danışanlarına yanlış kılavuzluk edebilecek bazı terapistler de olacaktır. Bazıları, üniversite eğitimi görmüş profesyonellerdir. Hollanda’da edindiğim deneyimlerden biliyorum ki söz konusu vakaların yarısında böyle tam kalifiye psikiyatrlar yer almıştır. Profesyonel temel eksikliği ve kolay aldanırlık; sahte anıların üretiminde etken olabilirse de başlıca nedenin önyargı, yani açık fikirli olma eksikliği olduğunu düşünmekteyim. Kapalı zihinli insanlar anılar uydururlar ve diğer kapalı zihinli insanlar da kendi kapalı zihinliliklerini güçlendirmek için bunları kullanırlar.watch full The Lego Batman Movie movie

Şunu da eklemek isterim: objektif hakikat meselesi, terapötik yeniden yaşamada yatmaktadır. Genel fikir bunun önemli olmadığı, önemli olanın terapötik etkililik olduğu şeklindedir. Bunun doğru olduğunu düşünmekle birlikte aynı zamanda, yanlış olduğunu da düşünmketeyim. Seans sırasında veya hemen sonrasında olmakta olanların gerçekliğini kontrol etmeye kalkışırsak, seansımız bizi hiç bir yere götürmeyecektir. Danışan bu konuya aklını taktıysa, akışı tıkayacaktır; terapist bu konuya aklını taktıysa seans üçüncü dereceden, nadiren iyi terapi üreten bir duruma gerileyecektir.

Şeyleri oldukları gibi almaya başlamalıyız. Olması gereken de budur. Ama nihayetinde, gerçeklik meselesi de önemlidir. Bir kişi belirli bir cinsel sorundan kurtulmuşsa ama kendisi dört yaşındayken babasının veya amcasının ona tecavüz ettiğine inamaktaysa, kötü terapi yapmışız demektir. Görünüşe göre önceki bir yaşamdaki bir şey gerçek değilken öyle kabul edilirse, bunun sonuçları daha az ciddidir. Yine de insanların beyinleri vardır, zihinleri vardır; düşünürler, bilmek isterler. Hakikati bulmak, zihnin katarsisidir ve dolayısıyla da terapinin bir parçasıdır.

Çoğu geçmiş yaşam seanslarında, seansın içeriğinin objektif, geçerli bir doğrulamasını asla elde edemeyebiliriz. Ama deneyim ne kadar netse, ne kadar ayrıntılıysa ve ne kadar tutarlıysa ve de yeniden yaşanan deneyimler ve bunların sonuçları, danışanın şu an edindiği deneyimler ve şu an olduğu kişi ile ne kadar uyumlu ise daha az şüphe duyabiliriz. Doğru veya yanlış olduklarına titizlikle hükmedilebilecek meselelerle uğraşmamaktayız. Ama çok muhtemel olan ile hiç muhtemel olmayan arasında; şu anki yaşam da dahil olmak üzere mekanlar ve zamanlar boyunca güçlü kalan bir kalıp ile tekil bir olay ile arasında muazzam bir fark vardır.

Normal, aklı başında (örneğin, bizler gibi) insanlarda gerçek anılar sahte anılardan hayli farklı iş görür. Birçoğumuz, bazı seansların veya seansların bazı kısımlarının seanstan çok sonra bile içimizde büyümeye devam ettiğini deneyimlemişizdir. Bunlar daha netleşir, yeni ayrıntılar ortaya çıkar, bir anlayışa bir yenisi eklenir –ta ki tüm deneyim aniden, apaçık ve tatmin edici zihnimizde ve ruhumuzda bir yere biçimde uyana dek. Her kim bir bütünleşme deneyimi yaşamışsa, farkı bilir. Diğer deneyimler o an için etkileyici olsalar da sonrasında bir biçimde solar, seyrelir; canlılıklarını yitirirler. Bazen, bizdeki çözümlenmemiş diğer meseleler nedeniyle gerçek bir deneyim de bu tarzda kaybolur ama hakiki bütünleşme, bu temel hakikat olmaksızın imkansızdır.

Mitsel geçmişe yerleştirdiğim, Atlantis’in doğuş döneminde geçtiğini düşündüğüm regresyon deneyimleri hatırlıyorum. Çok sonraları, bunların Çin’de, muhtemelen milattan bir kaç yüzyıl önce yaşandığını buldum. Romantik fikirlerim ve muhtemelen romantik arzularım nedeniyle bunları, bir masal ülkesine bağlamıştım. Ama bunlarla ilgili temel olaylar ve hisler ve bir birey olarak kendimle ilişkim kalıcı oldu. Giderek daha somutlaştılar.

Kısmi hakikat vardır ve terapistler olarak bizler, beden anıya ne kadar çok dahilse fantazi ihtimalinin o kadar düşük olduğunu genelde biliriz. Ancak ne ilginçtir ki sahte anı sendromunun ana nedenlerinden biri de budur. Bedensel tepkilerinde, duruş ve gerilimlerde, soğuyan kısımlarında, kızarmalarda, soluk soluğa kalmalarda ve mücadeleyi işaret eden hareketlerde bir tecavüzün yaşanmakta olduğunu terapist görür ve danışanlar da hissederler. İyi bir aktör veya aktrist bile önceki bir deneyim olmaksızın kendini bu kadar kaptıramaz. Bu tecavüz bir yerde, biriyle olmuştur ve büromuzdaki koltukta yeniden yaşanmıştır. Olmakta olana güvenin ama etiket yapıştırırken dikkatli olun.

Meslektaşlarımın bildikleri vakaları paylaşmaları ve böyle vakalara bir geçmiş yaşam terapistinin hangi sıklıkla bakmış olduğunu bildirmeleri çok faydalı olurdu.

Jale Önder-M. Reşat Güner “Geçmiş Yaşam Uzmanıyla Röportaj”

GEÇMİŞ YAŞAM UZMANIYLA RÖPORTAJ…

Jale Önder

Varlığın geçmişinden bu güne kesintisiz devam eden ruhi hafızaya (perisprital hafıza) yerleşmiş intibaların bir zerresinin bile kaybolmadığı, günümüzde çeşitli isimler altında uygulanmaya başlanan metotlarla (regresyon, aile dizini vb.) her geçen gün biraz daha açığa çıkıyor..

Bahse konu uygulamalarda ortaya çıkan veri ve gözlemler “yeniden doğuş” yasasının bir realite olduğunu bize yeterince gösteriyor da işimize mi gelmiyor ya da henüz tüm şüphe ve itirazları yeterince karşılayacak kadar kuvvetli değil mi bu veriler, iyice bir düşünmeli…

 

“Ruhi Hafıza”daki anılara ulaşarak insan ruhu ve tekamül yolculuğunu incelemek yolunda yapılan uygulamaların ve bu esnada ortaya çıkan “paranormal” olayların bilimsel çevrelerde ele alınarak yorumlanmasına duyulan ihtiyaç büyümekte nicedir.

 

Bu tecrübelere rastgele insanlar tarafından, rastgele maksatlarla ve bilinçsizce girişilmesi sadece faydasız değil, zararlı da oluyor; konuyla ilgili “bilinçsiz itirazları” da güçlendiriyor ayrıca.

Meydanda bulunan boşlukları doldurma tedarikçileri “ihtiyaca göre malzeme verilir” zihniyetiyle regresyon terapisi hamurunu çok su kaldırır hale getirdiler.

“Ruhi hafıza” kayıtlarımızın başladığı günden beri biriktirdiklerimizin, halen deneyimlemekte olduğumuz yeryüzü eprövlerinin nasıl bir geçmişten kaynaklandığının vizyonlarına bir çırpıda ulaşarak acil yardım sağlayan “uzman” kişilerin varlığından yazılı ve görsel medya aracılığıyla sık sık haberdar oluyoruz.

İçinde bulunmadığımız deneyimler hakkında önyargılı fikirler yürütmek elbette doğru değil, ancak “varlık” bilgisine az biraz sahip olunca, insana ait levh-i mahfuza ulaştığını söyleyenlerin insan varlığının mahiyetini ne ölçüde bildiğini ve bu önemli vazifeye ait ehliyeti nasıl edindiğini sorguluyorsunuz ister istemez.

“Geçmiş Yaşam /Regresyon Terapisi” hakkında bir röportaj yapmaya niyetlendim. Gelecek cevapların çok sağlam bir araştırma ve tecrübe imbiğinden geçerek geleceğini bildiğimden, “Geçmiş Yaşam Terapisi” gibi tartışmalı ve çok merak edilen bir konuda akla takılan hususları İRAD ve İNTEGRAL’in kurucu mensubu ve başkanı, Devlet Senfoni Orkestrası Sanatçılarından sevgili Reşat Güner’e ilettim.

Ruhsallık, parapsikoloji ve şuurla ilgili çeşitli konferans ve seminere, makaleye ve kitaba imza atan Reşat Güner aynı zamanda, “Geçmiş Yaşam Terapisi” alanında da uzman uygulayıcı olarak çalışmalarını yürütüyor.

“Geçmiş Yaşam Terapisi”yle ilgili akla takılan bazı soruları ve Reşat beyin cevaplarını, yorumlarını aşağıda aktarmaya çalıştım.

“Bugünkü” yaşamlarımıza ve dolayısıyla “geleceğe” fayda sağlaması dileğiyle…

S) Bir sanatçı olarak ruhsal araştırmalara ve bireysel gelişim uygulamalarına yöneliminizin ne zaman ve nasıl başladığını öğrenebilir miyiz, öncelikle?

C) Bundan tam yirmi beş yıl önce, 1986 yılında başladı merakım. O zamanlar İzmir’de ruhsal konularla ilgili kitaplar yalnızca bir tek kitapçıda satılıyordu ve yalnızca Ruh ve Madde Yayınları ve Bilim Araştırma Merkezi’nin yayınları mevcuttu. O zaman yirmi yaşındaydım ve ruhsal konularla ilgili büyük bir arayış içerisindeydim. Bundan tam iki yıl sonra, 1988 başlarında, bir gün kendimi İstanbul’da Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneğinde Üstat Ergün Arıkdal’ın konferansını dinlerken buldum. O andan itibaren yolculuğum resmen başlamış oldu. Kısa bir süre sonra dernek yöneticileriyle tanıştım ve 1990 yılında İzmir Ruhsal Araştırmalar Derneğini kurduk.1996’da Ege Meta Yayınları, 2006’da İntegral Bütünsel Gelişim Merkezini kurduk. Şu anda çalışmalarımı bu üç kurumda birden sürdürüyorum. İRAD olarak daha çok, felsefi alanda bilgilenme ihtiyacına cevap veriyoruz. İntegral olarak da pratik uygulamalara yönelik çeşitli hizmetlerimiz var.

S.) Konuyla ilgili ayrıntı içeren sorulara geçmeden önce, “regresyon terapisi metodunu ve uygulama amacını” kısaca ifade edebilir misiniz?

C) Regresyon terapisi genel anlamda, ruhsal bir problemi çözmek amacıyla o problemin sebebini oluşturan olayların bilinçdışındaki kayıtlarına ulaşmak olarak tanımlanabilir. Regresyon “gerileme, geriye gitme” anlamına gelen ve batı dillerinde kullanılan bir sözcüktür. “Regresyon terapisi” dediğimizde bunu problemlerin kaynağına ulaşmak için zamanda geriye doğru gitmek anlamında kullanıyoruz. Bu geriye gidişi sağlamak için kullanılan pek çok farklı yöntem var. İpnoz bunlardan yalnızca bir tanesi ve artık çok da tercih edilen bir yöntem değil. Günümüzde bilinçaltı ve veya bilinçdışındaki kayıtlara ulaşmak için kullanılan ve çok hızlı sonuç veren çok çeşitli yöntemler var.

Regresyon terapisi birbirinden farklı pek çok sorunları çözmek için kullanılabilmekte. Ve eğer yerli yerinde kullanılırsa gerçekten başka türlü çözülemeyecek pek çok soruna çözüm getirebilmekte.Watch Full Movie Online Streaming Online and Download

Regresyon yoluyla çeşitli problemlerin bu yaşamdaki köklerine ulaşılabildiği gibi, geçmiş yaşamlardaki bazı anılara da ulaşmak mümkün olabiliyor. Geçmiş yaşamlar meselesi tartışmalı bir konu elbette. Ama bazı durumlarda herhangi bir sorunun kökenini araştırdığınızda kişinin şu anki yaşamında o sorunun ortaya çıkması için yeterli miktarda sebep bulunmayabiliyor. Bu durumda, geçmiş yaşamların araştırılması çoğu zaman son derece isabetli sonuçlar veriyor. Ve çok büyük bir olasılıkla problemli durumla ilgili çok anlamlı bağlantılar içeren bazı senaryolar açığa çıkıyor. Tabi, bu senaryoların hakikaten bir geçmiş yaşam olup olmadığı meselesi tartışılabilir. Zaten regresyon terapisinde esas olan, ortaya çıkan anıların ne olduğu değil, sorunun çözülüp çözülmediği. Ben hem kendi deneyimlerime hem de bu alanda çalışan arkadaşlarımın deneyimlerine dayanarak şunu söyleyebilirim ki eğer sorunun kökeni bu yaşamın dışındaysa o zaman regresyon terapisi neredeyse %100 etkili oluyor.

Bunu bir örnekle şöyle açıklayabilirim: Diyelim ki belli durumlarda aşırı stres ve korku yaşayan birisi olsun. Ve kişi kendini bildi bileli bunu yaşıyor. Bu durumda buna sebep olmuş bulunan tüm “öğrenmeler” o kişinin bilinçdışında saklı durumdadır. Yani her problemin çözümünün kendi içinde olması gibi, kişinin probleminin çözümü de kendi içindedir. Bu durumda öncelikle kişinin bu hayatıyla ilgili bir tarama yapılır ve eğer soruna sebep olan travmatik durumlar varsa bunlar temizlenir. Eğer bu yeterli gelmiyorsa o zaman geçmiş yaşamlara bakılır ve ortaya çıkan senaryolar uygun yöntemlerle halledilir. Bunun sonucunda büyük olasılıkla problemli duygular ortadan kalkar ve kişi daha önce stres ve korku yaşadığı durumda artık bunu yaşamaz hale gelir. Bu durumda da çalışma amacına ulaşmış olur.

S) “Terapist” nasıl olunur, siz nasıl kazandınız bu yetkinliği ve Türkiye’de “yetkin terapist” sayısı yüksek mi?

C) Regresyon terapisini uygulamak için bununla ilgili bir eğitim programına katılmak gerekir. Ben şahsen uzun yıllar insan bilinci ve değiştirilmiş bilinç halleri üzerinde çeşitli araştırmalar yaptım. Ve ondan sonra bu konuda dünya çapında yetkin iki terapistin, Janet Cunningham ve Jeffrey Ryan’ın eğitimlerine katıldım. Bu eğitimi aldıktan sonra seans örneklerimi International Board for Regression Therapy’ye (IBRT) gönderip sertifikamı aldım. Daha sonra, 2006 yılında kurulan Avrupa Regresyon Terapistleri Birliğinin de (EARTh) üyesi oldu.(www.earth-association.org). Ve bu kurumun düzenlediği çeşitli eğitimlere aktif olarak katıldım. Bu kurum bünyesinde özellikle Roger Woolger ve Hans Ten Dam gibi bu konunun öncüsü olan isimlerle çalışma şansım oldu. Ve 2006’dan bu yana 2000’den fazla kişisel seans yaptım.

Bu yöntem Türkiye’de henüz yeni gelişiyor. Biz eğitim aldıktan sonra çeşitli eğitmenleri Türkiye’ye getirerek tekrar eğitimler düzenledik. Ve bu eğitimlere katılan çeşitli psikolog ve hekim arkadaşlarımız oldu. Türkiye’de şu anda IBRT sertifikalı yedi terapist var. Ancak bu sayı gün geçtikçe artacak gibi gözüküyor. Bu arada sertifikalı bir arkadaşımız olan Sn. Tülin Etyemez’in gayretleriyle 4. Dünya Regresyon Terapistleri Kongresi Ekim 2011’de Kuşadası’nda düzenleniyor. Bu kongreye de dünyanın her yanından 150 –200 terapistin katılması bekleniyor (www.regressioncongress.org).

S) Bu terapiyi almak için genellikle hangi durumlarda size baş vuruluyor ve hangi durumlarda uygulama yapmayı uygun görüyor ya da reddediyorsunuz?

C) Çok çeşitli sorunlarla başvuran insanlar var. Bu kişiler çoğu zaman daha öncesinde çeşitli yöntemleri denemiş oluyor. Bilinen yöntemlerle sonuç alamayınca bize başvuruyorlar. Ancak pek çok kimse ilk başta “geçmiş yaşam regresyonu” isteyerek gelmiyor. Biz sorunlar üzerinde çalışırken eğer gerekli görürsek kişiyi “geçmiş yaşamlar”a yönlendiriyoruz. Ancak nadiren bazı kişiler seans esnasında hiçbir yönlendirme olmaksızın geçmiş yaşamların içerisine girebiliyorlar.

Bana bugüne kadar başvuran kişiler genellikle stres, çeşitli fobiler, takıntılar, aşırı endişe, panik atak, migren, alerjiler, kaybetme korkusu, uykusuzluk, kilo problemleri, cinsel problemler, performans kaygısı, fiziksel bir engel olmadığı halde hamile kalamama, sahne korkusu, uçak korkusu, deprem korkusu, ölüm korkusu, depresyon ve güven eksikliği vb. sorunlarla gelmişlerdi.

Ağır psikiyatrik tedaviye ihtiyaç duyan vakalarda regresyon terapisi uygun değildir. Ancak bana bugüne dek bu derecede ağır rahatsızlığı olan kimse başvurmadı.

S) Regresyon sırasında, her insanda, her zaman “anı ve deneyimlere ulaşma-yüzleşme” durumu mutlaka oluyor mu, regresyon sırasında erişime izin vermeyen sujeler de var mı, var ise sebepleri nelerdir?

C) Eğer kişinin problemi geçmiş yaşamlardan kaynaklanıyor ise bu durumda çok büyük bir olasılıkla bu anılara ve deneyimlere ulaşması mümkün olacaktır. Ancak kişi bilinçdışı düzeyde bununla karşılaşmaya hazır değilse o zaman bunlarla karşılaşmayabilir. Regresyon çalışmalarında hiçbir zaman zorlama olmaz. Bu çalışmada biz yalnızca kolaylaştırıcı olarak çalışırız. Kişiyi herhangi bir biçimde yönlendirmeyiz. Danışan eğer sorununu çözmeye hazır durumdaysa o zaman zaten çok doğal bir biçimde deneyimlerin içerisine girer ve böylece gerekli çalışmayı yapmak mümkün olur.

S) İpnoz halindeki bir sujenin telkine çok müsait olduğunu biliriz. İpnotik regresyon uygulamasının danışan için herhangi bir riski var mıdır, kötü niyetler için kullanılabilir mi?

C) Regresyon çalışmalarında süje ya da danışan hiçbir zaman derin trans halinde olmaz. Bir taraftan deneyimleri yaşarken diğer taraftan bilinci yerindedir. Ve seans bittiğinde her şeyi hatırlar. Dolayısıyla bunu klasik anlamda ipnotik bir çalışma olarak nitelendirmemiz doğru olmaz. Diğer taraftan, konuya modern bakış açısıyla yaklaşırsak, ipnoz aslında son derece doğal bir bilinç halidir. Biz gündelik yaşamımız içerisinde çok sık bir biçimde ipnotik bilinç halleri içerisine girer çıkarız. Örneğin, şu an bu yazıyı okurken bile anlatılanları anlamak için belli derecede trans halinde olmanız gerekir. Şu an gözlerinizi kapatıp başka bir mekanı zihninizde canlandırdığınızda transtasınız demektir. Bu kadar basit.

İpnoz hakkında bilinen genel anlayış, ipnotik trans halinde olan kişinin tamamen ipnozcunun kontrolü altında olduğu ve her tür telkine açık olduğu şeklindedir. Ancak bu doğru değildir. Nüfusun ancak %5’lik bir kısmı bu derecede derin transa girmeye yatkındır. Böyle birisini kendi rızasıyla derin transa sokarsanız kendi öz değerleriyle, ahlaki değerleriyle çatışmamak şartıyla ipnozcunun telkinlerini yerine getirecektir. İpnoza ve telkine çok yatkın olan bir insana dahi kendi öz değerleriyle çatışan şeyleri yaptıramazsınız.

Regresyon terapisinde derin trans hali kullanılmaz. Hatta eğer kişi ipnoza yatkın durumdaysa o zaman onu mümkün olduğunca uyanık durumda tutmak için özel tedbirler alınır.

Kısacası yetkin bir uygulayıcıyla çalışılırsa regresyon terapisinin hiçbir riski yoktur. Çünkü bu konuda yetkin ve deneyimli bir uygulayıcı zaten telkin ve yönlendirmelerden kaçınmaya özen gösterir. Çünkü burada amaç, kişinin problemini üstlenmek değil, onu kendi içindeki çözümlerle buluşturmaktır. Bu biçimde uygulandığında regresyon terapisi son derece yararlı bir uygulamadır. Ancak her konuda olduğu gibi bu konuda da yetkin olmayan uygulayıcılar sakıncalı durumlara yol açabilirler. O yüzden bir terapistle çalışmadan önce onun hakkında yeterince bilgi sahibi olmak gerekir.

S) Bu uygulama çabaları elbette, bir sonuç elde etmek için… Genellikle, “Danışan kendisinde sıkışıklık yaratan geçmiş hatıralarla yüzleştiğinde, bu anının ruhsal varlığı üzerinde bıraktığı etkiden kurtuluyor, iyileşme gerçekleşiyor,” deniyor.

Danışanın ruhsal hafızasında bulunan, yakın ya da uzak geçmişte meydana gelmiş, olumsuz duygusal kaydında değişiklik yapan, “deneyimle yüzleşmek” neticesinde kabul etme ve iyileşme mekanizmasını harekete geçiren “sihirli güç” nedir, nasıl çalışır ve eğer mümkünse, ilginç bir “sağaltım” tecrübenizi bizimle paylaşır mısınız?

C) Regresyon terapisi seanslarında kişi problemlerinin kökleriyle yüzleştiğinde genellikle önemli ölçüde bir çözülme meydana gelir. Ancak pek çok zaman sorunun çözülmesi için yalnızca yüzleşme yeterli gelmez. Yüzleşmeden öte, yaşananların yeniden çerçevelendirilmeleri de gerekir. Bu yeniden çerçevelendirme regresyon terapisinin en kritik ve hayati noktasıdır. Bunun için çeşitli teknikler ve yöntemler uygulanmaktadır. İyileşme mekanizmasını harekete geçiren sihirli güç kişinin kendi bilinçdışıdır. Burada yaşanan durumlara göre, örneğin kişinin bazen birilerini ya da kendisini affetmesi gerekebilir. Ya da yarım kalmış bazı işleri tamamlaması, bu hayatıyla o hayat arasındaki bağlantıları kurması, doğru düzgün ölememişse, ölümünü tamamlaması gerekebilir. Bunlar yapıldıktan sonra kişinin kendi içindeki iyileştirici ve bütünleştirici güç harekete geçer. Bu aynen bedeninizdeki bir yaranın iyileşmesine benzer. Yaraya gerekli müdahaleleri yaptıktan sonra hiçbir şey yapmanıza gerek yoktur. Eğer yara derinse kanamayı durdurmanız yeterlidir. Ondan sonrasını vücut kendisi halleder. İşte, aynen buna benzer biçimde kişinin başka zaman ve başka mekanlarda takılı kalmış enerjetik parçalarını bir araya getirdiğinizde iyileşme doğal bir biçimde gerçekleşir.

Benim kendi çalışmalarımda şahit olduğum pek çok ilginç tecrübe var. Bunlardan en ilginç olanlardan üç tanesini paylaşmak istiyorum.

Bir tanesi yaklaşık dört yıl önce, bana geldiğinde on sekiz yaşını yeni bitirmiş bir genç kızdı. Basit bir baygınlık geçirmiş, hastaneye götürülmüş ve o andan itibaren uyuyamaz olmuştu. Bana geldiğinde dört gündür hemen hemen hiç uyumamış ve çok bitkin bir haldeydi. Çalışma esnasında kolayca bir geçmiş yaşama gitti ve kendisini yanan bir evin içinde buldu. Bir odadaydı. Kapının önüne dolap devrildiği için odada kalmış ve kurtarılamamıştı. Orada yanarak ölmüştü. O sırada evde ağabeyi de vardı, ancak kapının önüne devrilen dolaptan dolayı ağabeyi kapıyı açamamış ve onu kurtaramamıştı.

Gereken çalışmayı yaptıktan sonra rahatladı ve o geceden itibaren rahatça uyumaya devam etti. Yalnız ilginç olan kısım şuydu: Seans sonrasında bana ifade ettiğine göre, şimdiki yaşamında odasına asla hiçbir tür dolap koydurmamış ve dolap olan bir odada asla yatmamıştı. Misafirliğe gittiklerinde içinde dolap olan bir yerde uyumayı daima reddettiğini ve gerekirse dolabı dışarı çıkardıklarını söyledi. Ve yine ilginç olan başka bir husus da konuşmaya başladığında ailesine ağabeyinin nerede olduğunu sormasıydı. Bu yaşamında hiç ağabeyi olmadığı halde küçük yaşlarda, ailesine ısrarla, “Ağabeyim nerede? Ona ne oldu?” diye defalarca sormuştu.

İkinci örneğim otuz beş yaşlarında bir bayana ait. Bu bayan geceleri uykusunda sıçrama şikayetiyle gelmişti. Gece uyuduğunda zaman zaman aniden sıçrıyor ve hem kendisi hem eşi bu durumdan çok rahatsız oluyorlardı. Bununla ilgili olarak hekime başvurduğunda kendisine bir tür epilepsi teşhisi konmuş ve ilaç tedavisi önerilmişti. İlaçlar işe yaramamıştı ve sıçramalar devam etmekteydi.

Yaptığımız çalışmada bu sorunla ilişkili olarak kendisini bir savaş sahnesinin içerisinde kaçarken buldu. Olayın belli bir anında tüfekle vurulduğunu gördü. Ve işte o anda koltukta öyle bir sıçradı ki ben de ciddi biçimde irkildim. Bu seansı takiben sıçramaları tamamen ortadan kalktı. Ve kendisini hiç olmadığı kadar iyi hissetti.

Üçüncüsü bundan yaklaşık beş yıl önce çalıştığım yirmi altı yaşlarında bir bayandı. Çeşitli stres problemleri yüzünden bana gelmişti. Şu anki yaşamıyla ilgili çeşitli çalışmalar yaptıktan sonra geçmiş yaşamlarından bir tanesinde kendisini bir opera şarkıcısı olarak gördü. Regresyon seanslarında danışanlar genellikle çok fazla detay görmezler. Önemli olaylarla ilgili kritik noktalara gider ve gerçekten travmatik olayları yaşarlar. Bu genç hanım geçmiş yaşamı hakkında çok detaylı izlenimler edindi. Binaların üzerinde yazan yazıları, ilk isminin ne olduğunu ve gördüğü defterlerdeki yazıları bile söylüyordu. Tabi, buradaki birincil amacımız iyileşme olduğundan bunların üzerinde fazla durmadık. Ancak seanslarımız belli bir aşamaya geldikten sonra kendisine bu hayatında müzikle uğraşıp uğraşmadığını sordum. Müzikle ciddi biçimde hiç uğraşmamıştı. Sonra kendisine şan kursuna gitmesini önerdim. Ve bunu kendisi de istedi. Kursa başladıktan iki ay sonra geldi. Ve bana yaptığı bir kaydı dinletti. Ben bir müzisyen olarak, duyduklarıma gerçekten inanamadım. Öğretmeninin de buna inanamadığını ve kendisine daha önce ders alıp almadığını sorduğunu ifade etti. Ben de, “Keşke, ‘Ben bu işi geçmiş yaşamımda öğrendim,’ deseydin,” diye takıldım. Şimdi amatör olarak şan dersleri almaya devam ediyor.

S) İpnotik regresyon sırasında elde edilen bilgilerin varlığın kendi ruhsal/perisprital hafızasından mı, kolektif bilinç havuzundan mı geldiğini nasıl ayırt edebiliyoruz?

C) Açıkça ifade etmek gerekirse bunu tam olarak ayırt etmenin bir yolu yok aslında. Çünkü seanslarda ortaya çıkan anılar gerçekten geçmiş yaşamlar olabileceği gibi, kolektif bilinç alanından gelen bazı anılar da olabilir. Hatta bu anıları atalara ait genetik yolla aktarılan deneyimler ya da bilinçaltı fanteziler olarak da nitelendirebilirsiniz. Mantık çerçevesi dahilinde bunların hepsi de mümkündür. Ancak burada önemli olan tek husus iyileşmenin gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Eğer bu anıların ortaya çıkarılması kişiyi problemlerinden arındırıyorsa ne olduğu o kadar da önemli değildir.

Ben şahsen bunları geçmiş yaşamlara ait anılar olarak kabul etmeye meyilliyim. Elbette, bunu %100 kanıtlamak mümkün değil. Fakat kesin olarak emin olduğum şey şudur: Geçmişte yaşanmış hayatlar bir şekilde bizim şimdiki yaşantımızı etkiliyor. Çünkü hiçbir duygu havadan gelmiyor. Bazı öyle güçlü duygular var ki kişi kendisini bildi bileli bunların etkisi altında kalabiliyor. Olağandışı yetenekler, olağandışı yatkınlıklar, olağandışı sebepsiz korkular, kişinin kendisini bildi bileli sahip olduğu anlamsız duygular ve saplantılar… Bence bunları yalnızca tek bir yaşama bağlı dar bir çerçeveyle izah etmek mümkün değil. Bu yüzden geçmişte birilerinin yaşadığı hayatlar bizi etkiliyor. Açıkçası ben de bu konuda olan biteni izah edebilecek kapsamlı bir model arayışı içerisindeyim. Tekrardoğuş ile ilgili çeşitli modeller ve teoriler var. Bunların büyük bir kısmını yıllardır inceliyorum. Daha fazla şey öğrendikçe zihnimdeki sınırlar biraz daha bulanık hale geliyor. Bundan dolayı bu konuya Budist mantığıyla yaklaşmayı tercih ediyorum. “Budist mantığı” sözüyle Budist bir reenkarnasyon anlayışını kastetmiyorum. Budist mantığı bir olaya eş zamanlı olarak çoklu perspektiflerden bakabilmeyi sağlar. Şöyle açıklayayım: 1. Tekrardoğuş vardır. 2. Tekrardoğuş yoktur. 3. Tekrardoğuş hem vardır hem yoktur. 4. Tekrardoğuş ne vardır ne yoktur. Bu mantıkla baktığımızda tüm olasılıkları küresel olarak kucaklamış oluyoruz. Ve bunların hepsi de aynı zamanda doğruyu ifade ediyor. 1. Tekrardoğuş vardır: Olan biten tüm bu fenomenlere belli bir açıdan baktığımızda tekrardoğuş diye bir şeyin varlığına inanabiliriz. 2. Tekrardoğuş yoktur: Böyle bir şey yoktur çünkü tüm bu deneyimler kolektif bilinç alanından gelmektedir. 3. Tekrardoğuş hem vardır hem yoktur: Evet, nereden baktığınıza bağlı olarak bu değişir. 4. Tekrardoğuş ne vardır ne yoktur: Her şey tek bir varlığın tezahürüyse ve zaman da sonsuz bir “şimdi”yse o zaman ne tekrardoğan ne de ölen bir şeyden söz edebiliriz.

S) Özellikle bilinç ve bilinçaltı araştırmalara yoğunlaşmış ve değerli uygulamalar yapan birisi olarak, üzeri hayli puslu bilinç koridorunu bize biraz daha açık betimleyebilir misiniz?

Spiritüel literatürde, “perispirital hafıza” ya da “ruhi hafıza” denilen alan “bilinçaltı” ya da “derin bilinç” dediğimiz, içinde bize ait her türlü gerecin-donanımın olduğu geniş salonumuz mu, “dünyevi-dar şuur”un yer aldığı odamız salona göre ne büyüklükte, ruhumuz kendi tecrübelerini bu alanın nerelerine depoluyor ve regresyonda bu koridorun nerelerinde geziniyoruz?

C) Amerika kıtasında yaşayan bir yerli kabilesi üç mucizeden söz ederler: Birincisi, evrenin kendisi yani varoluştur. İkincisi, bu varoluş içerisinde ortaya çıkan canlı hayattır. Üçüncüsü, ise bu canlı hayatın içinde ortaya çıkan bilinç olgusudur. İnsan bilinci gerçekten çok büyük bir mucize ve bu mucizenin en ilginç tarafı da bilincimizin kendi kendisini gözlemleyebilme özelliği. Gündelik bilincimiz asıl bilincimizin yanında çok minik bir kısım. Asıl bilincimiz bizim şimdiki halimizle “bilinçdışı” olarak adlandırdığımız kısmımız. Bu bilinçdışı bir yanıyla beyne bağlı dar bilince, diğer yanıyla da “kolektif bilinç alanı”na bağlı. Eğer bilinçdışına bir kapı açacak olursak onun vasıtasıyla kolektif bilinç alanına veya bizim kendi yüksek bilinç alanımız içerisindeki çeşitli kayıtlara ulaşmak mümkün. Bunu mümkün kılan şey de bizim “değiştirilmiş bilinç halleri” dediğimiz hallerdir. Regresyon gündelik bilinç haline oldukça yakın ancak farklı bir bilinç hali içerisinde gerçekleşir. Regresyon yoluyla bilinçdışında saklı bazı anılara ulaşıp sıkışıklık yaratan bölgelerin rahatlatılması, böylece bilinçdışı düzeydeki blokların çözülmesine yardımcı oluyor.

S) Regresyon tarzı uygulamalardan sonra, hiç bilinmeyen bir lisanının konuşulmaya başlanması, daha önce ele alınmayan bir müzik aletinin çalınması gibi “normal” ötesi tezahürlere rastlandığını duyuyoruz; bu örnekleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

C) Bunlar oldukça nadir vakalardır. Ancak gerçekleşme olasılığı vardır. Bilinmeyen bir lisanın düzgün bir biçimde konuşulması veya teknik adıyla “ksenoglosi” genellikle kendiliğinden gerçekleşen bir fenomendir. Ancak bazı regresyon çalışmalarında hiç bilmedikleri dilde konuşan insanlara ait bazı kayıtlar var. Ben kendi çalışmalarımda böyle bir duruma rastlamadım. Ancak nadiren geçmiş yaşam deneyimleri sırasında gözlerinin önüne gelen bazı yazıları okuyabilen insanlar oluyor. Bugüne kadarki çalışmalarımda seans esnasında problemlerin çözümüne odaklandığım için bu tarz deneme ya da araştırmalara girmedim. Regresyon çalışmalarını araştırma için kullanan bazı kişiler var.

Müzik aleti çalmayla ilgili bir örneğe rastlamıştım. Bir danışanım Almanya’da katıldığı bir psikoterapi seansı sırasında orada mevcut olan bir müzik aletini eline aldığını ve onu büyük bir rahatlıkla çaldığını bana anlatmıştı. O zaman bunun geçmiş yaşamla bağlantılı olabileceğini kestirememiş ve pek üzerinde durmamış. Bizim çalışmamızda eski Yunan zamanlarında bir geçmiş yaşama gittiğinde kendisinin benzer bir müzik aletini çaldığını görmüştü. Seansdan sonra bana Almanya’da yaşadığı deneyimi anlattı ve aradaki bağlantıyı kurdu. Regresyon terapisinde amaç iyileşme olduğu için bu tip tezahürlerle çok fazla ilgilenmek mümkün olmuyor.

S)İnsan varlığının nasıl bir mahiyete sahip olduğunu bilen, modern araştırmaları, çalışmaları takip eden birisi olarak, bu uygulamalar sırasında ruha ve “yeniden doğuş teorisi”ne ait “çok şaşırtıcı” ve “dönüştürücü” bilgilerle karşılaşıyor musunuz?

C) Aslında bu çalışmalara insan bilincini daha yakından tanımak ve anlamak için başlamıştım. Fakat pek çok insana gerçekten yararlı olabildiğimi görünce işin iyileşme tarafı daha ağır bastı. Şu ana kadar kendi vakalarımda karşılaştığım her şey daha önce teorik olarak bildiklerimi doğrular nitelikte oldu. Pratik çalışmaların öncesinde bu konuyla ilgili epeyce kitap karıştırdığım için açıkçası çok şaşırtıcı olduğunu düşündüğüm şeylerle karşılaşmadım. Ama bu çalışmaların pek çok insan için gerçek anlamda büyük bir “dönüşüm”e yol açtığını yüzlerce kez gördüm. Tabi, regresyon terapisi benim yaşamımda da büyük dönüşümlere yol açtı. Aldığım eğitimler sırasında ve sonrasında kendim de çeşitli regresyonlar yaşadım. Ve bunların benim üzerimde meydana getirdiği etki çok büyük oldu. Bence gerçek dönüşüm yeni bir şeyleri entelektüel düzeyde öğrenmekle gerçekleşmiyor. Gerçek dönüşüm bir deneyim yaşayarak oluyor.

Teorik düzeyde tekrardoğuş, karma yasası ve insan varlığı ile ilgili halen daha gelişmiş bir model arayışı içerisindeyim. Bu konularla ilgili olarak zaman zaman arkadaşlarımızla çeşitli tartışmalar ve bilgi üretmeye yönelik çalışmalar da yapıyoruz. Ama daha önce de ifade ettiğim gibi, daha fazla şey öğrendikçe cahilliğimin de o oranda arttığını görüyorum. İleride çalışmalarımın nereye varacağını bilmiyorum, ama insanlığın bilinci geliştikçe tüm bu konularda daha gelişmiş modellerin ortaya çıkacağından eminim. Ruhsal alana girdiğimizde maalesef sözcükler bize ihanet ediyor. Ruhsallığı ve ruhsal deneyimleri sözcüklerle açıklamak gerçekten çok zor. Ve şunu kuvvetle seziyorum ki ruhsal konuları daha iyi anlamak için yeni modellere ihtiyacımız var. Şahsen ben böyle bir arayışın içerisinde ilerlemeye devam ediyorum.

S) İlave etmek ihtiyacı duyduğunuz hususlar varsa sözü size bırakalım; derKi okuyucuları için ayırdığınız zaman ve emek için çok teşekkür ederek…

C) İnsanlık ailesi olarak kritik bir zaman diliminden geçmekteyiz. Artık her konuda daha geniş anlayışlara ve daha kapsamlı bir gerçeklik haritasına ihtiyacımız var. Günümüzde ilk kez dünya üzerindeki tüm kültürleri ve tüm disiplinleri masanın üzerine koyup inceleyebilme şansımız var. Şu anda insanlık olarak yaşadığımız tüm sıkıntıların kökeninde, dar kapsamlı gerçeklik haritalarıyla hareket etmemiz ve kendi varlığımızın şu sonsuz evrendeki yerini tam olarak kavrayamamamızdan kaynaklanan çeşitli eksiklikler yatıyor. Tüm disiplinler ve görüşler gerçekliğe kendi bakış açılarından yaklaşıyor ve bazen ellerindeki gerçeklik haritalarını insanlara tek gerçek olarak benimsetmeye çalışıyorlar. Bu haritaların hepsi kendi yerinde ve kendi düzeyinde doğru olmakla birlikte varlığımızın ancak belli bir bölümünü aydınlatıyor.

Kozmos her şeyiyle her zaman mükemmel ve sonsuz bir bütün. Tek sorun bizim anlayışlarımızın henüz çok kısıtlı ve dar olması. Eğer bunun böyle olduğunu bilir ve kabullenirsek sorun yok. O zaman ilerleme yolundayız demektir. Ama kendi elimizdeki gerçeklik haritalarını en kapsamlı harita diye başkalarına empoze etmeye kalkarsak işte o zaman yanılgıdayız demektir. Bu durumda eğer kendi bilincimizin sınırlarını genişletme yolunda çaba harcarsak o zaman olan biten hakkında daha kapsamlı bir anlayışa ulaşabilmemiz mümkün olur. Çünkü gerçekliğe ve kozmosa ait daha geniş kapsamlı ve daha bütünsel bir harita oluşturabilmemiz ancak bilincimizin sınırlarını genişletebilmemize bağlıdır.

Olağandışı olarak adlandırılan farklı bilinç halleri, her devirde insanlığın gelişiminde en kritik rolü oynamıştır. Tüm eski kültürlerde olağandışı bilinç hallerine büyük bir saygıyla yaklaşılmış ve bu insanlar farklı bilinç hallerini geliştirmek için çok büyük miktarda zaman harcamışlardır.

Bugün yüzyüze olduğumuz sorunların halledilmesi ve insanlığın topyekun bir iyileşme süreci içerisine girmesi için artık daha geniş ve daha bütünsel anlayışlara ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç zaten kendisini gün be gün daha fazla hissettiriyor.

Hepimiz yepyeni bir realitenin doğumuna şahit oluyoruz. Bu realiteyi kucaklamak için yüreklerimizde ve zihnimizde buna yer açmalıyız…

Son olarak bana bu imkanı verdiğiniz için teşekkür ederek bitirmek istiyorum. Jale hanıma güzel soruları için ayrıca teşekkür ederim.